Aşk Tahtı 1976-1982 Toplu Şiirler II

Stok Kodu:
9789750801532
Boyut:
135-210
Sayfa Sayısı:
384
Baskı:
6
Basım Tarihi:
2018-05
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
1.Hamur
Dili:
Türkçe
Kategori:
%20 indirimli
13.50
10.80
9789750801532
10473
Aşk Tahtı 1976-1982
Aşk Tahtı 1976-1982 Toplu Şiirler II
10.8
Şiirimizin büyük ustalarından İlhan Berk'in Toplu Şiirleri (Eşik, Aşk Tahtı, Akşama Doğru) üç cilt halinde Yapı Kredi Yayınları şiir dizisinden çıktı. Yapı Kredi Yayınları İlhan Berk'in, 1994'ten başlayarak İnferno, Kanatlı At, Logos, Asılı Eros, El Yazılarına Vuruyor Güneş, Uzun Bir Adam, Poetika, Kült Kitap isimli şiir üstüne yazılar, çeviri şiirler, biyografik denemeler, günlük ve defterlerini -kısacası, şiirleri dışında tüm eserlerini- kitaplaştırmıştı. Toplu Şiirlerin de yayımlanmasıyla İlhan Berk 'Bütün Eserlerine Doğru' büyük bir adım daha atılmış oldu. 1918 Manisa doğumlu İlhan Berk'in 1947'de yayımlanan İstanbul kitabı ile başlayan Toplu Şiirler bugüne dek yayımladığı 18 şiir kitabını bir araya getiriyor. Galata ve Pera kitapları ise, şairin isteği doğrultusunda, önümüzdeki aylarda ayrı bir ciltte bir araya gelecek. Toplu Şiirlerin birinci cildi olan Eşik 1947-1975 yılları arasında yayımladığı onbir kitabını kapsıyor. İkinci cilt Aşk Tahtı ise şairin 1976-1982 arasında yayımladığı oldukça hacimli Atlas, Kül ve Deniz Eskisi'ni bir araya getiriyor. (Şimdilik) Son cilt Akşama Doğru'da ise şairin 1984-1996 arasında yayımlanan, kısa şiirlerinin ağırlıkta olduğu sondönem kitaplarını kapsıyor: Delta ve Çocuk, Güzel Irmak, Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum ve Avluya Düşen Gölge. Necatigil'e göre, "şairimizin uç beyi", "korkunç çocuğu" o. Yazamak denen cehennemin gönüllü çalışkanı... Yeni binyıl girerken şiirin bizzat kendisine dönüşmüş İlhan Berk'ten büyük hediye... Hem şiirseverlere, hem Türk diline... Tadımlık yerküre İSTANBUL, I HALİÇ Ve Haliç çocuk dişleri gibi dedim. Gülünce Çıkan. Esmer. Esmer uyanması gibi vücudumun Bir yerinin (bir deniz müzesinde iki foklu bir pelikanlı ve korkunç hüzünler taşıyan ve Eylül yüzlü). Eylül bir çocuğun elinden tutmak gibi Fenerde (ki bir Ortodoks kilisesine devam ediyordur lacivert elbiseler giyer ve sarı düğmeleri sallanır rüzgârda ve yeni yeni ağarıyordur vakit ve çok eski bir kazı ki bir virgül gibi düşüyordur başaşağı Balata). Hava düştü Kâğıthanede diyorum sonra da Ve Eyüpe bakıyorum. Eyüpte su suya benziyor Bir ev bir eve. Bir yaprak bir yaprağa. Ve incecik çiziyor geceyi bir kâğıt bir ağaç. Ve eski yeşil denilen bir yeşil. Ve bir su çarkı (Yavaş yavaş dönen. Bir atın çektiği Gözleri bağlı. Sefil). Köprünün demirlerine yaslanıp bakıyorum sonra yirmi altı yaşımla Arkamda asker elbisesi. Bıyıklı. Uzun yüzüm. Bir dağ istiridyesi gibi de sarı Belli bir kızı seviyorum hep geceleri çıkıyor. Bir balık geçiyor. Ben balığı yazıyorum. Balığı ve Ben ki ne zaman doğduğumu bir köşeye yazmamışımdır Ve hep kendimi götürmüşümdür gittiğim her yere Ve bir sıkıntıyı alt katlarda oturan Ve hiç çıkmayan. Düşüyor Haliç. Felçli bir yüz gibi Kanında demiryolu işaretleri, çapariler, haçlar Ve iki küskün incir. Eğilip damarlarını sayıyorum. Çekiyorum derisini Ve ürkünç yalnızlığını. Bırakılmışlığını belki de. Vuruyorum sonra ayağımla. İter gibi bir cesedi. Soğuk. Ve şafak ıslaklığında. Ve bir adamın kollarını. Bakır bir heykeli Memelerini. Atları. Bir tahtayı. Yavaş Yavaş sürüdüğün. Ve Aynalıkavaka çıkıyor şimdi. Ve iniyorum bir vadiyi. Belki bir ölümü Evsiz, penceresiz ve dağınık bulan beni. Ey hurda su! Kirleniyorum. Kirleniyorum. Bir sütçüden Sütler içiyorum çok ihtiyar bir sütçüden Üç padişah görmüş ve hâlâ topallayarak yürür Topallayarak gelmiş gibi Dünyaya Ve ölüme. Canım bol sular içmek istiyor bol alkol Cibalide sarı bir çocuğun elinden. Bir patrikhane kapıcısıyla konuşmak sonra Dünyanın öbür ucundan mektuplar alan Dünyanın öbür ucundaki bir kadını seven Ve yalnız anahtarlarıyla yaşayan. Sonra eski kitapları, eski tarihleri karıştırmak Suyun en eski tarihini bulmak Ve bazı çiçekleri (ki daha ilk duyuyorsundur adını duyar gibi bir yıkıntıyı). Eski bir urba gibi kent. Eski bir urba gibi giyiyorum kenti Bir kadırgayı. Türlü seslerdeki bir saati Sütlüceyi. Sütlücedeki bir avluyu. Eski takvime göre ok atanları. Nişan taşlarını Ve bir yağmuru yeraltlarını dolaşan. Yinimin Atlasında gidip gelen Ve kalan. Sen ey benim git dediğim gök! Ve ey yalnız su! Duyuyorum işte umurunu, kaslarını, yanak kemiklerini Ve cesedini (eski bir gemi leşi ağırlığında ve mavi damarları atar hâlâ: Bir hızarın kestiği ve ne ölüme benzer ne de dirime ve). Düşüşünü sonra Bir deniz askeri kılığında dolaşışını Ve çekilişini. Çok uzun. Uzuyor su. Kasımpaşada bir balıkçının tablası. Nişancı Ahmet Paşa çeşmesi. Çarklı bir Şirket-i Hayriye vapuru Ki yalnız Fenere, Kasımpaşaya, Eyüpe uğrar ve elli hissesini Valide Sultan almıştır. Ve hamalları Karahisarlıdır. Sudadır sonra hep gözleri Ve elleri. Ve dümeni on beş derece meyillidir Onun için yelkovan kuşlarının karınlarını görürsün Bir kız sabahları eğik oturur onun için Ve çillidir nedense. Kanatlarını açtı açacak bir sülün. Ve bir yeri yüzümün Çok sarı çok uzun. Uzun yolculuklar düşündüğümden Ve incecik kemiği bir şiirin Bir deniz kıyısında.
Şiirimizin büyük ustalarından İlhan Berk'in Toplu Şiirleri (Eşik, Aşk Tahtı, Akşama Doğru) üç cilt halinde Yapı Kredi Yayınları şiir dizisinden çıktı. Yapı Kredi Yayınları İlhan Berk'in, 1994'ten başlayarak İnferno, Kanatlı At, Logos, Asılı Eros, El Yazılarına Vuruyor Güneş, Uzun Bir Adam, Poetika, Kült Kitap isimli şiir üstüne yazılar, çeviri şiirler, biyografik denemeler, günlük ve defterlerini -kısacası, şiirleri dışında tüm eserlerini- kitaplaştırmıştı. Toplu Şiirlerin de yayımlanmasıyla İlhan Berk 'Bütün Eserlerine Doğru' büyük bir adım daha atılmış oldu. 1918 Manisa doğumlu İlhan Berk'in 1947'de yayımlanan İstanbul kitabı ile başlayan Toplu Şiirler bugüne dek yayımladığı 18 şiir kitabını bir araya getiriyor. Galata ve Pera kitapları ise, şairin isteği doğrultusunda, önümüzdeki aylarda ayrı bir ciltte bir araya gelecek. Toplu Şiirlerin birinci cildi olan Eşik 1947-1975 yılları arasında yayımladığı onbir kitabını kapsıyor. İkinci cilt Aşk Tahtı ise şairin 1976-1982 arasında yayımladığı oldukça hacimli Atlas, Kül ve Deniz Eskisi'ni bir araya getiriyor. (Şimdilik) Son cilt Akşama Doğru'da ise şairin 1984-1996 arasında yayımlanan, kısa şiirlerinin ağırlıkta olduğu sondönem kitaplarını kapsıyor: Delta ve Çocuk, Güzel Irmak, Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum ve Avluya Düşen Gölge. Necatigil'e göre, "şairimizin uç beyi", "korkunç çocuğu" o. Yazamak denen cehennemin gönüllü çalışkanı... Yeni binyıl girerken şiirin bizzat kendisine dönüşmüş İlhan Berk'ten büyük hediye... Hem şiirseverlere, hem Türk diline... Tadımlık yerküre İSTANBUL, I HALİÇ Ve Haliç çocuk dişleri gibi dedim. Gülünce Çıkan. Esmer. Esmer uyanması gibi vücudumun Bir yerinin (bir deniz müzesinde iki foklu bir pelikanlı ve korkunç hüzünler taşıyan ve Eylül yüzlü). Eylül bir çocuğun elinden tutmak gibi Fenerde (ki bir Ortodoks kilisesine devam ediyordur lacivert elbiseler giyer ve sarı düğmeleri sallanır rüzgârda ve yeni yeni ağarıyordur vakit ve çok eski bir kazı ki bir virgül gibi düşüyordur başaşağı Balata). Hava düştü Kâğıthanede diyorum sonra da Ve Eyüpe bakıyorum. Eyüpte su suya benziyor Bir ev bir eve. Bir yaprak bir yaprağa. Ve incecik çiziyor geceyi bir kâğıt bir ağaç. Ve eski yeşil denilen bir yeşil. Ve bir su çarkı (Yavaş yavaş dönen. Bir atın çektiği Gözleri bağlı. Sefil). Köprünün demirlerine yaslanıp bakıyorum sonra yirmi altı yaşımla Arkamda asker elbisesi. Bıyıklı. Uzun yüzüm. Bir dağ istiridyesi gibi de sarı Belli bir kızı seviyorum hep geceleri çıkıyor. Bir balık geçiyor. Ben balığı yazıyorum. Balığı ve Ben ki ne zaman doğduğumu bir köşeye yazmamışımdır Ve hep kendimi götürmüşümdür gittiğim her yere Ve bir sıkıntıyı alt katlarda oturan Ve hiç çıkmayan. Düşüyor Haliç. Felçli bir yüz gibi Kanında demiryolu işaretleri, çapariler, haçlar Ve iki küskün incir. Eğilip damarlarını sayıyorum. Çekiyorum derisini Ve ürkünç yalnızlığını. Bırakılmışlığını belki de. Vuruyorum sonra ayağımla. İter gibi bir cesedi. Soğuk. Ve şafak ıslaklığında. Ve bir adamın kollarını. Bakır bir heykeli Memelerini. Atları. Bir tahtayı. Yavaş Yavaş sürüdüğün. Ve Aynalıkavaka çıkıyor şimdi. Ve iniyorum bir vadiyi. Belki bir ölümü Evsiz, penceresiz ve dağınık bulan beni. Ey hurda su! Kirleniyorum. Kirleniyorum. Bir sütçüden Sütler içiyorum çok ihtiyar bir sütçüden Üç padişah görmüş ve hâlâ topallayarak yürür Topallayarak gelmiş gibi Dünyaya Ve ölüme. Canım bol sular içmek istiyor bol alkol Cibalide sarı bir çocuğun elinden. Bir patrikhane kapıcısıyla konuşmak sonra Dünyanın öbür ucundan mektuplar alan Dünyanın öbür ucundaki bir kadını seven Ve yalnız anahtarlarıyla yaşayan. Sonra eski kitapları, eski tarihleri karıştırmak Suyun en eski tarihini bulmak Ve bazı çiçekleri (ki daha ilk duyuyorsundur adını duyar gibi bir yıkıntıyı). Eski bir urba gibi kent. Eski bir urba gibi giyiyorum kenti Bir kadırgayı. Türlü seslerdeki bir saati Sütlüceyi. Sütlücedeki bir avluyu. Eski takvime göre ok atanları. Nişan taşlarını Ve bir yağmuru yeraltlarını dolaşan. Yinimin Atlasında gidip gelen Ve kalan. Sen ey benim git dediğim gök! Ve ey yalnız su! Duyuyorum işte umurunu, kaslarını, yanak kemiklerini Ve cesedini (eski bir gemi leşi ağırlığında ve mavi damarları atar hâlâ: Bir hızarın kestiği ve ne ölüme benzer ne de dirime ve). Düşüşünü sonra Bir deniz askeri kılığında dolaşışını Ve çekilişini. Çok uzun. Uzuyor su. Kasımpaşada bir balıkçının tablası. Nişancı Ahmet Paşa çeşmesi. Çarklı bir Şirket-i Hayriye vapuru Ki yalnız Fenere, Kasımpaşaya, Eyüpe uğrar ve elli hissesini Valide Sultan almıştır. Ve hamalları Karahisarlıdır. Sudadır sonra hep gözleri Ve elleri. Ve dümeni on beş derece meyillidir Onun için yelkovan kuşlarının karınlarını görürsün Bir kız sabahları eğik oturur onun için Ve çillidir nedense. Kanatlarını açtı açacak bir sülün. Ve bir yeri yüzümün Çok sarı çok uzun. Uzun yolculuklar düşündüğümden Ve incecik kemiği bir şiirin Bir deniz kıyısında.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat