Avrupa Miras, Meydan Okuma, Vaat

Stok Kodu:
9786055911287
Boyut:
135-215
Sayfa Sayısı:
320
Basım Yeri:
Bursa
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2011-03
Çeviren:
Hüsamettin İnaç
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
2.Hamur
Dili:
Türkçe
%20 indirimli
4.86
3.89
9786055911287
130185
Avrupa
Avrupa Miras, Meydan Okuma, Vaat
3.888
Günümüz Avrupası ciddi bir karamsarlık içindedir. Her ne kadar bu karamsarlığın nedeni, 2009 yılından itibaren acı yüzünü başta ABD olmak üzere, Avrupa üzerinde de hissettiren küresel mali kriz olsa da, asıl kriz demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü prensiplerinde yaşanmaktadır. Başka bir ifadeyle, Avrupanın beşiklik yaptığı Aydınlanma ve demokratik devrimlerin birer uzantısı olan hoşgörü, çokkültürlülük, kültürel çoğulculuk, karşılıklı anlayış ve dayanışma parametreleri demokrasi anlayışının gerisine düşmektedir. Bu durum tekno-ekonomik gerilemeden daha vahim sonuçları olan bir olgudur. Bu olgunun altında, Avrupaya gerçekleşen ve bundan sonra artarak devam etmesi kaygıyla beklenen göç olgusudur. Göçün altında yatan ana korku ise, bu olgunun Avrupa değerlerine ters düşen kültürlere sahip insanları kıtaya taşıdığı kanaatidir. Bu kanaat; farklılıklara hoşgörü, çokkültürlülük, kültürel çoğulculuk, karşılıklı anlayış gibi değerlerin erozyona uğramasına ve eşit vatandaşlık anlayışı yerine ayrımcılığın, ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının esas alınmasına yol açmaktadır. Bir de buna karar alma süreçlerine halkların katılamadığı, Birlik düzeyinde aidiyet hissinin zayıfladığı, ortak Avrupa kimliğinin oluşturulamadığı, Anayasanın 2007 Lizbon Anlaşmasının temel ilkelerinden ibaret kaldığı, dar ufuklu ve tutucu liderlerin inhisar altına aldığı, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının ve buna bağlı bir ortak dış politikanın geliştirilemediği ve demokrasi kısıtının had safhaya ulaştığı bir Avrupa tablosu eklendiğinde, artık Avrupa Birliğinin küresel bir aktör olma idealinin bir hayal haline geldiğini açıkça söyleyebiliriz. Tüm bu gerçekler ışığında bu kitap, Avrupanın ortak değerlerini, kimliğini, kolektif sembolleştirme ve temsiliyet problemini tarihsel, sosyolojik ve politik boyutlarıyla ele almaktadır. Bu çözümlemeler çerçevesinde bütünleşme süreci ve politikaları masaya yatırılmakta ve özellikle müzakereci bir ülke olarak Türkiyenin üyeliği Avrupa değerleri, özgünlüğü, kültürü, uygarlığı, kimliği, ortak mirası ve çeşitliliği bağlamında sorgulanmaktadır. Buna ek olarak, modernleşme ile Avrupalılaşma konseptleri karşılıklı bir mukayeseli analize tabi tutularak modernleşmenin yarattığı zıtlık ve çelişkiler; bireyselleşme, bireycilik, kolektif kimlik kavramları çerçevesinde tartışılmaktadır. Burada asıl üzerine odaklanan konu; günümüzde Türkiyeyi de kıskacı altına alan kimlik politikaları, kolektif kimlik talepleri ve bu taleplerin yaratabileceği riskler, gerek Avrupa toplumları ve gerekse uluslar arası ilişkiler bağlamında irdelenmektedir. Tam da bu noktada modernleşme ile modernleşme ideolojisi ki Avrupa için tehdit olarak algılanmaktadır - arasındaki ayrıma dikkat çekilerek, bu ideolojinin insanları yanlış istikametlere taşıyacağı varsayımından hareketle, rasyonel dünyaya, piyasa ekonomisine ve bilimsel ve teknolojik gelişmeye uyuma hapsedilmiş bu ideolojinin gerçek bir kolektif kimlik ve sembolizasyon oluşturamayacağı yargısına varılmıştır. Ki bu yargı, Türkiyenin müzakere çerçeve belgesinde açıkça ifade edilmese de, üyelik sürecini olumsuz yönde etkileyen görünmeyen bir parametredir. Son olarak, Avrupanın meydan okumasına imkan verecek, ümit vadeden bir gelecek perspektifi ve projeksiyonu çizmek için zemin oluşturacak alternatif kolektif kimlik modelleri sunulmuştur. Neticede elli yıllık geçmişiyle Avrupa Birliğinin pek çok başarıya imza attığı, bu görece kısa zaman diliminde umulandan daha fazla etkinlik ve etkilik sahibi olduğundan hareketle, yerel, ulusal ve bölgesel düzeyde çözülemeyen pek çok problemin Birlik seviyesinde çözüm bulduğu belirtilmiştir. İşte bu gerçeklik kitabın şu hüküm cümlesiyle tamamlanmasına temel teşkil eder: Risk toplumunu güvenlik toplumuna dönüştürerek, birbiriyle çatışan çıkarları ve biri diğerini ortadan kaldıran çeşitlilik unsurlarını ortak bir uzlaşma noktasında birleştirerek Avrupa, şu an tıkandığı sorunlarını demokratik ve rasyonel metotlara dayanarak çözmenin yollarını muhakkak bulacaktır.
Günümüz Avrupası ciddi bir karamsarlık içindedir. Her ne kadar bu karamsarlığın nedeni, 2009 yılından itibaren acı yüzünü başta ABD olmak üzere, Avrupa üzerinde de hissettiren küresel mali kriz olsa da, asıl kriz demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü prensiplerinde yaşanmaktadır. Başka bir ifadeyle, Avrupanın beşiklik yaptığı Aydınlanma ve demokratik devrimlerin birer uzantısı olan hoşgörü, çokkültürlülük, kültürel çoğulculuk, karşılıklı anlayış ve dayanışma parametreleri demokrasi anlayışının gerisine düşmektedir. Bu durum tekno-ekonomik gerilemeden daha vahim sonuçları olan bir olgudur. Bu olgunun altında, Avrupaya gerçekleşen ve bundan sonra artarak devam etmesi kaygıyla beklenen göç olgusudur. Göçün altında yatan ana korku ise, bu olgunun Avrupa değerlerine ters düşen kültürlere sahip insanları kıtaya taşıdığı kanaatidir. Bu kanaat; farklılıklara hoşgörü, çokkültürlülük, kültürel çoğulculuk, karşılıklı anlayış gibi değerlerin erozyona uğramasına ve eşit vatandaşlık anlayışı yerine ayrımcılığın, ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının esas alınmasına yol açmaktadır. Bir de buna karar alma süreçlerine halkların katılamadığı, Birlik düzeyinde aidiyet hissinin zayıfladığı, ortak Avrupa kimliğinin oluşturulamadığı, Anayasanın 2007 Lizbon Anlaşmasının temel ilkelerinden ibaret kaldığı, dar ufuklu ve tutucu liderlerin inhisar altına aldığı, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasının ve buna bağlı bir ortak dış politikanın geliştirilemediği ve demokrasi kısıtının had safhaya ulaştığı bir Avrupa tablosu eklendiğinde, artık Avrupa Birliğinin küresel bir aktör olma idealinin bir hayal haline geldiğini açıkça söyleyebiliriz. Tüm bu gerçekler ışığında bu kitap, Avrupanın ortak değerlerini, kimliğini, kolektif sembolleştirme ve temsiliyet problemini tarihsel, sosyolojik ve politik boyutlarıyla ele almaktadır. Bu çözümlemeler çerçevesinde bütünleşme süreci ve politikaları masaya yatırılmakta ve özellikle müzakereci bir ülke olarak Türkiyenin üyeliği Avrupa değerleri, özgünlüğü, kültürü, uygarlığı, kimliği, ortak mirası ve çeşitliliği bağlamında sorgulanmaktadır. Buna ek olarak, modernleşme ile Avrupalılaşma konseptleri karşılıklı bir mukayeseli analize tabi tutularak modernleşmenin yarattığı zıtlık ve çelişkiler; bireyselleşme, bireycilik, kolektif kimlik kavramları çerçevesinde tartışılmaktadır. Burada asıl üzerine odaklanan konu; günümüzde Türkiyeyi de kıskacı altına alan kimlik politikaları, kolektif kimlik talepleri ve bu taleplerin yaratabileceği riskler, gerek Avrupa toplumları ve gerekse uluslar arası ilişkiler bağlamında irdelenmektedir. Tam da bu noktada modernleşme ile modernleşme ideolojisi ki Avrupa için tehdit olarak algılanmaktadır - arasındaki ayrıma dikkat çekilerek, bu ideolojinin insanları yanlış istikametlere taşıyacağı varsayımından hareketle, rasyonel dünyaya, piyasa ekonomisine ve bilimsel ve teknolojik gelişmeye uyuma hapsedilmiş bu ideolojinin gerçek bir kolektif kimlik ve sembolizasyon oluşturamayacağı yargısına varılmıştır. Ki bu yargı, Türkiyenin müzakere çerçeve belgesinde açıkça ifade edilmese de, üyelik sürecini olumsuz yönde etkileyen görünmeyen bir parametredir. Son olarak, Avrupanın meydan okumasına imkan verecek, ümit vadeden bir gelecek perspektifi ve projeksiyonu çizmek için zemin oluşturacak alternatif kolektif kimlik modelleri sunulmuştur. Neticede elli yıllık geçmişiyle Avrupa Birliğinin pek çok başarıya imza attığı, bu görece kısa zaman diliminde umulandan daha fazla etkinlik ve etkilik sahibi olduğundan hareketle, yerel, ulusal ve bölgesel düzeyde çözülemeyen pek çok problemin Birlik seviyesinde çözüm bulduğu belirtilmiştir. İşte bu gerçeklik kitabın şu hüküm cümlesiyle tamamlanmasına temel teşkil eder: Risk toplumunu güvenlik toplumuna dönüştürerek, birbiriyle çatışan çıkarları ve biri diğerini ortadan kaldıran çeşitlilik unsurlarını ortak bir uzlaşma noktasında birleştirerek Avrupa, şu an tıkandığı sorunlarını demokratik ve rasyonel metotlara dayanarak çözmenin yollarını muhakkak bulacaktır.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat