Barış Akademisyenlerinden Hudut Dışı Öyküler

Stok Kodu:
9786052602003
Boyut:
135-210
Sayfa Sayısı:
184
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2019-10
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
2.Hamur
Dili:
Türkçe
%20 indirimli
8.70
6.96
9786052602003
479844
Barış Akademisyenlerinden Hudut Dışı Öyküler
Barış Akademisyenlerinden Hudut Dışı Öyküler
6.96
KHK'lı akademisyenlerden yeni bir çalışma.
Dünya genelinde sağ-popülist dalganın yükselişi, en son yüz yıl önce tanık olunan bir politik salgını andırıyor.
Her yanda birbirine benzeyen politikacılar, aynı hamasetle, kopyacı dilleriyle hayatımıza yön veriyorlar. Her
biri, kendi milletini sevdiğini söylüyor, başkalarını hor görüyor ve insan denen varlığın ortak değerlerine sırt
çeviriyor. Demokrasi, eşitlik, insan hakları, barış gibi kavramları kötülemekle kalmıyor, bunlarda bir tehlikenin
gizlendiğini de ileri sürüyorlar. Bizim ülkemiz de uzunca bir süredir bu zihniyetin deney sahası haline getirilmiş
durumda. İktidarın siyasi kötülüğü, insani acımasızlıkla iç içe geçiyor. Barıştan korkmakla kalmıyor, barışı
dillendirenlere de zalimce saldırıyor. Bunun karşısında, ülkemizin akademisyenleri ve aydınları unutulmaz bir
duruş sergiliyorlar. Kendi düşüncelerinde yani özgürlüklerinde ısrar ediyor, başlarına gelen her zorluğa rağmen,
bir gün geri dönecekleri inancıyla uzun ve acılı bir yola koyulmayı göze alıyorlar. Tarihte bunun ilk olmadığını
ve maalesef son olmayacağını da biliyoruz, ama barış akademisyenlerinin bu yolu en güzel yürüyenlerden
olduklarını görebiliyoruz. Yol, her adımdaki ayrıntıların farkına varılarak yürünen uzun bir ufuktur. Keder,
özlem, umut, hepsi oradadır. Hudutlara varılır, sürgünlere düşülür, yeni bir kavimler göçünün yaşandığı
çağımızda o kavimlerin akıntı yolları izlenir. Ve tarihi kendilerinin yazdığını iddia edenlere karşı başka bir tarih
yazmanın imkânları yaratılır. Bu kitap, hudutların ardında, kendilerine ve yaşadıklarına asaletle bakanların
sesini yankılıyor. Edebiyat insanın kader haritasıdır, derler. O haritada söz söyleyen akademisyenler yalnızca
kendi kaderlerini dile getirmekle kalmıyor yurdumuzun kaderine de el atıyor, onun toprağını aktarıyor, hüzünlü
görünen rengiyle umudun tohumlarını ekiyorlar. Hem de yetkinlikle ekiyorlar. Kar, yağmur ve güneş
yeşertecek onların el sürdüğü toprağı.
Burhan Sönmez
Dünyanın gurbet olmadığını anlatan gurbet öykülerine benziyor bunlar. Dört kıtaya dağılmışlar demir ökçenin
gücüyle. Zorlanmadan okudum. Zor ile rıza dikotomisi arasında soluk almaya çalışan bir okur konumuna da düşürülmüş oldum yer yer. "Felaketler iyidir," diyor bu öyküler; sessizliği düğümlüyor, kuşkunun korkuyu
oymasına yol açıyor; sancı üflüyor, çıkış arayışı çabalarıyla renklendiriyor, sanata dönüştürüyor yaşamı.
Bazılarında imge, metafor, humor, dil ve ustalık incelikleri, kendini hemen gösteriyor. İşte, her okurunu farklı
bir şekilde yaratan iyi öykülerden biri de bu, diyorsun. Bu öykülerin hemen hepsinde, insanı mallaştıran verili
koşullara karşı bir itiraz dili kurma çabası var. Bu çaba bile tek başına, bu öykülerin, dört kıtaya sürülmelerine
değiyor. Dileğim, bu öykülerin, sürüldükleri yerlerde de, söz konusu yaratıcı felaketlere maruz kalmalarıdır.
Muzaffer Oruçoğlu
Barış Akademisyenleri, Edward Said'in Entelektüel kitabında değindiği gibi, hayatları boyunca üyesi oldukları
topluma imtiyaz ve şöhretle ilintilenmeden yaşarken bir çeşit sürgündüler zaten. Sürekli tedirgin entelektüel
vicdanın "bu suça ortak olmayacağız" cümlesiyle asıl suçu topluma ifşa ettiler. Milli ejderin gözünün içine baka
baka tarihin aslında şimdi yazılmakta olduğunu göstererek. Gelecekte, hepimizin hakkı olan uygarlığı
savunmuş hiç olmazsa bin kişi aramızdan çıktı diyebileceğimiz özel bir hareketti bu. Taybet İnan, Cemile
Kasırga, Sevê Demir, Pakize Nayır, Fatma Uyar, Aziz Yural ve onlarca sivilin yeryüzündeki varlığını gözetmiş
akademisyenlerin ödediği bedelin gerçekte bütün Türkiye halklarına mal olduğunu hep akılda tutarak Hudut
Dışı Öyküler'i okumak gerekiyor. Bu öykülerin sanatsal uğraşın çok ötesinde bir anlama gelip, kitaptaki
akademisyen öykücülerin Türkiye'deki düşsel evi yaza yaza döşediklerini unutmadan.
Bu kitap onların evidir bir bakıma. Yazarak onarılmaya çalışılan yas, travma, bocalama, ayrılık, hasret, öfke,
onur, dayanışma, mülteci yalnızlığı, göçmen tedirginliği, dosta küslük, hayranlık, hayal kırıklığıdır. Her şeye
yeniden başlayan şahsiyetlerin yıkılan zamanın enkazını yaza yaza yüreğinden kaldırmasıdır. Okur içinse
sarsıcı bir tekliftir bu kitap, hiç koparılmamış, kayıttan silinmemiş, göçmemiş olsak da sürgünlüğün en uçtaki
düşünceyi düşünme gücünü, göğüsleyemeyeceğimizi sandığımız hayalleri kurma özgürlüğünü gösterir. Kendi
yurdunda sürgün olup kendine sığamayanlara usul usul konuşan bu öyküleri yürekten bir armağan olarak kabul
edin. Ben kendi adıma öyle yaptım.
Sema Kaygusuz
KHK'lı akademisyenlerden yeni bir çalışma.
Dünya genelinde sağ-popülist dalganın yükselişi, en son yüz yıl önce tanık olunan bir politik salgını andırıyor.
Her yanda birbirine benzeyen politikacılar, aynı hamasetle, kopyacı dilleriyle hayatımıza yön veriyorlar. Her
biri, kendi milletini sevdiğini söylüyor, başkalarını hor görüyor ve insan denen varlığın ortak değerlerine sırt
çeviriyor. Demokrasi, eşitlik, insan hakları, barış gibi kavramları kötülemekle kalmıyor, bunlarda bir tehlikenin
gizlendiğini de ileri sürüyorlar. Bizim ülkemiz de uzunca bir süredir bu zihniyetin deney sahası haline getirilmiş
durumda. İktidarın siyasi kötülüğü, insani acımasızlıkla iç içe geçiyor. Barıştan korkmakla kalmıyor, barışı
dillendirenlere de zalimce saldırıyor. Bunun karşısında, ülkemizin akademisyenleri ve aydınları unutulmaz bir
duruş sergiliyorlar. Kendi düşüncelerinde yani özgürlüklerinde ısrar ediyor, başlarına gelen her zorluğa rağmen,
bir gün geri dönecekleri inancıyla uzun ve acılı bir yola koyulmayı göze alıyorlar. Tarihte bunun ilk olmadığını
ve maalesef son olmayacağını da biliyoruz, ama barış akademisyenlerinin bu yolu en güzel yürüyenlerden
olduklarını görebiliyoruz. Yol, her adımdaki ayrıntıların farkına varılarak yürünen uzun bir ufuktur. Keder,
özlem, umut, hepsi oradadır. Hudutlara varılır, sürgünlere düşülür, yeni bir kavimler göçünün yaşandığı
çağımızda o kavimlerin akıntı yolları izlenir. Ve tarihi kendilerinin yazdığını iddia edenlere karşı başka bir tarih
yazmanın imkânları yaratılır. Bu kitap, hudutların ardında, kendilerine ve yaşadıklarına asaletle bakanların
sesini yankılıyor. Edebiyat insanın kader haritasıdır, derler. O haritada söz söyleyen akademisyenler yalnızca
kendi kaderlerini dile getirmekle kalmıyor yurdumuzun kaderine de el atıyor, onun toprağını aktarıyor, hüzünlü
görünen rengiyle umudun tohumlarını ekiyorlar. Hem de yetkinlikle ekiyorlar. Kar, yağmur ve güneş
yeşertecek onların el sürdüğü toprağı.
Burhan Sönmez
Dünyanın gurbet olmadığını anlatan gurbet öykülerine benziyor bunlar. Dört kıtaya dağılmışlar demir ökçenin
gücüyle. Zorlanmadan okudum. Zor ile rıza dikotomisi arasında soluk almaya çalışan bir okur konumuna da düşürülmüş oldum yer yer. "Felaketler iyidir," diyor bu öyküler; sessizliği düğümlüyor, kuşkunun korkuyu
oymasına yol açıyor; sancı üflüyor, çıkış arayışı çabalarıyla renklendiriyor, sanata dönüştürüyor yaşamı.
Bazılarında imge, metafor, humor, dil ve ustalık incelikleri, kendini hemen gösteriyor. İşte, her okurunu farklı
bir şekilde yaratan iyi öykülerden biri de bu, diyorsun. Bu öykülerin hemen hepsinde, insanı mallaştıran verili
koşullara karşı bir itiraz dili kurma çabası var. Bu çaba bile tek başına, bu öykülerin, dört kıtaya sürülmelerine
değiyor. Dileğim, bu öykülerin, sürüldükleri yerlerde de, söz konusu yaratıcı felaketlere maruz kalmalarıdır.
Muzaffer Oruçoğlu
Barış Akademisyenleri, Edward Said'in Entelektüel kitabında değindiği gibi, hayatları boyunca üyesi oldukları
topluma imtiyaz ve şöhretle ilintilenmeden yaşarken bir çeşit sürgündüler zaten. Sürekli tedirgin entelektüel
vicdanın "bu suça ortak olmayacağız" cümlesiyle asıl suçu topluma ifşa ettiler. Milli ejderin gözünün içine baka
baka tarihin aslında şimdi yazılmakta olduğunu göstererek. Gelecekte, hepimizin hakkı olan uygarlığı
savunmuş hiç olmazsa bin kişi aramızdan çıktı diyebileceğimiz özel bir hareketti bu. Taybet İnan, Cemile
Kasırga, Sevê Demir, Pakize Nayır, Fatma Uyar, Aziz Yural ve onlarca sivilin yeryüzündeki varlığını gözetmiş
akademisyenlerin ödediği bedelin gerçekte bütün Türkiye halklarına mal olduğunu hep akılda tutarak Hudut
Dışı Öyküler'i okumak gerekiyor. Bu öykülerin sanatsal uğraşın çok ötesinde bir anlama gelip, kitaptaki
akademisyen öykücülerin Türkiye'deki düşsel evi yaza yaza döşediklerini unutmadan.
Bu kitap onların evidir bir bakıma. Yazarak onarılmaya çalışılan yas, travma, bocalama, ayrılık, hasret, öfke,
onur, dayanışma, mülteci yalnızlığı, göçmen tedirginliği, dosta küslük, hayranlık, hayal kırıklığıdır. Her şeye
yeniden başlayan şahsiyetlerin yıkılan zamanın enkazını yaza yaza yüreğinden kaldırmasıdır. Okur içinse
sarsıcı bir tekliftir bu kitap, hiç koparılmamış, kayıttan silinmemiş, göçmemiş olsak da sürgünlüğün en uçtaki
düşünceyi düşünme gücünü, göğüsleyemeyeceğimizi sandığımız hayalleri kurma özgürlüğünü gösterir. Kendi
yurdunda sürgün olup kendine sığamayanlara usul usul konuşan bu öyküleri yürekten bir armağan olarak kabul
edin. Ben kendi adıma öyle yaptım.
Sema Kaygusuz
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat