Gerçek Hayat Yazıları

Stok Kodu:
9789756768792
Boyut:
140-210
Sayfa Sayısı:
332
Basım Yeri:
Ankara
Baskı:
2
Basım Tarihi:
2007-02
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
2.Hamur
Dili:
Türkçe
%20 indirimli
4.17
3.33
9789756768792
70441
Gerçek Hayat Yazıları
Gerçek Hayat Yazıları
3.333
Bu yazılar zor bir dönemde yazıldı; Türkiye tarihinin en sıkıntılı günleriydi, siyasi çalkantılar, bin yıl süreceği ilan edilen postmodern darbenin artçı şokları, baskılar, hak ihlalleri, sonra ekonomik kuşatma, IMF programları, yoksulluk, işsizlik, açlık. Öte yandan Irak´a yönelik ABD saldırısı, yıkımlar, katliamlar, işkenceler, yağmalar. İsrail´in gemi azıya alması; cinayetleri, soykırımı. İslam coğrafyasını teslim alma, yok etme projesi: BOP, tehditler, kıyamet senaryoları. Yazı yazma işini zorlaştıran başka sebepler de vardı. Türkiye, dün birlikte siyaset yaptığımız, bütün bu baskı ve dayatmalara karşı birlikte durduğumuz arkadaşlarımız tarafından yönetiliyordu. Şaşıp kalmıştık; dostlarımız "tüccar siyaset" diyorlardı, katliamlar, yıkımlar ve işkenceler karşısında susuyorlardı, "çıkarlar" demeye başlamışlardı, ABD ile birlikte hareket etmeyi savunuyor, ahlâki öncelikleri, hukuku, değerleri bir tarafa bırakmışlardı. Geçmişteki medeniyet iddiamızla alay ediyorlar, AB yönelişini medeniyet projesi tanımlaması ile yüceltiyorlardı. Dahası halkımızın duyarlılığı giderek azalıyordu, bütün bu felaketler seçeneksizlik gerekçesi ile sineye çekiliyordu. IMF´nin Türkiye ekonomisi ve toplumsal dokuyu yok eden programlan, ABD ile işbirliği, AB´nin dayatmaları neredeyse bir kader olarak benimseniyordu. Müthiş bir vurdumduymazlık vardı. Bir kısmı iktidarın küçük imkanları peşindeydi; tayin, terfi, makam, ihale vs. Bırakın elimizden alman yılların kazanmılarını geri istemek, yeni tavizlere suskun kalınıyordu. Entelektüellerimiz, gazetecilerimiz, televizyoncularımız susuyordu; eleştirmek, "yanlış yapıyorsunuz" demek neredeyse "ihanet" olarak damgalanıyordu. En aklı başında olarak bildiklerimiz bile, "Durun, bekle) in, daha erken" diyordu. Geçmişi konuşmak da yasaktı; "Buraya nasıl geldik'", "Bütün bunlar niçin oldu'" sorulan da sorularınıyordu. Böyle bir ortamda yazı yazmak çok zordu. Üstelik ben yazar filan da değildim. Benim yaptığım bir imdat çağrısıydı. Evet, biliyorum, çok sert yazılar yazdım, ama böyle bir durumda ince ayarlar yapamıyorsunuz, yüreğinizc yeniliyorsunuz., acılarınız kelime seçmenizi güçleştiriyor,´bazan istemeden kırıcı oluyorsunuz. Bu nedenle haksızlık ettiklerim olmuştur; onlardan helallik diliyorum.
Bu yazılar zor bir dönemde yazıldı; Türkiye tarihinin en sıkıntılı günleriydi, siyasi çalkantılar, bin yıl süreceği ilan edilen postmodern darbenin artçı şokları, baskılar, hak ihlalleri, sonra ekonomik kuşatma, IMF programları, yoksulluk, işsizlik, açlık. Öte yandan Irak´a yönelik ABD saldırısı, yıkımlar, katliamlar, işkenceler, yağmalar. İsrail´in gemi azıya alması; cinayetleri, soykırımı. İslam coğrafyasını teslim alma, yok etme projesi: BOP, tehditler, kıyamet senaryoları. Yazı yazma işini zorlaştıran başka sebepler de vardı. Türkiye, dün birlikte siyaset yaptığımız, bütün bu baskı ve dayatmalara karşı birlikte durduğumuz arkadaşlarımız tarafından yönetiliyordu. Şaşıp kalmıştık; dostlarımız "tüccar siyaset" diyorlardı, katliamlar, yıkımlar ve işkenceler karşısında susuyorlardı, "çıkarlar" demeye başlamışlardı, ABD ile birlikte hareket etmeyi savunuyor, ahlâki öncelikleri, hukuku, değerleri bir tarafa bırakmışlardı. Geçmişteki medeniyet iddiamızla alay ediyorlar, AB yönelişini medeniyet projesi tanımlaması ile yüceltiyorlardı. Dahası halkımızın duyarlılığı giderek azalıyordu, bütün bu felaketler seçeneksizlik gerekçesi ile sineye çekiliyordu. IMF´nin Türkiye ekonomisi ve toplumsal dokuyu yok eden programlan, ABD ile işbirliği, AB´nin dayatmaları neredeyse bir kader olarak benimseniyordu. Müthiş bir vurdumduymazlık vardı. Bir kısmı iktidarın küçük imkanları peşindeydi; tayin, terfi, makam, ihale vs. Bırakın elimizden alman yılların kazanmılarını geri istemek, yeni tavizlere suskun kalınıyordu. Entelektüellerimiz, gazetecilerimiz, televizyoncularımız susuyordu; eleştirmek, "yanlış yapıyorsunuz" demek neredeyse "ihanet" olarak damgalanıyordu. En aklı başında olarak bildiklerimiz bile, "Durun, bekle) in, daha erken" diyordu. Geçmişi konuşmak da yasaktı; "Buraya nasıl geldik'", "Bütün bunlar niçin oldu'" sorulan da sorularınıyordu. Böyle bir ortamda yazı yazmak çok zordu. Üstelik ben yazar filan da değildim. Benim yaptığım bir imdat çağrısıydı. Evet, biliyorum, çok sert yazılar yazdım, ama böyle bir durumda ince ayarlar yapamıyorsunuz, yüreğinizc yeniliyorsunuz., acılarınız kelime seçmenizi güçleştiriyor,´bazan istemeden kırıcı oluyorsunuz. Bu nedenle haksızlık ettiklerim olmuştur; onlardan helallik diliyorum.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat