Gönül Abla ve Temizinden Bir Milyon

Stok Kodu:
9789750800825
Boyut:
135-210
Sayfa Sayısı:
175
Baskı:
2
Basım Tarihi:
2016-03
Çeviren:
Tomris Uyar
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
2.Hamur
Dili:
Türkçe
Kategori:
%20 indirimli
3.33
2.67
9789750800825
12325
Gönül Abla ve Temizinden Bir Milyon
Gönül Abla ve Temizinden Bir Milyon
2.667
1930'ların Amerikası'nda geçen iki trajikomik hikaye. New York'ta günlük bir gazetede çaresiz insanların mektuplarını cevaplamaya, onlara yol göstermeye çalışan Gönül Abla ile küçük bir kasabadan başarı ve zenginlik hayalleri kurarak New York'a doğru yola çıkan genç Lemuel Pitkin'in hikayeleri. "Fırsatlar Ülkesi"nin erdem, zenginlik ve başarı efsanelerine, "Amerikan Rüyası"na Amerikalı bir yazardan acı ve alaycı bir bakış. Tadımlık Gönül Abla işini bitirdiğinde, havanın ılındığını gördü; rüzgâr ısıtılmış gibiydi. Delehanty'nin el altından içki sattığı mahzene gitmeye karar verdi. Parktan geçmesi gerekiyordu oraya gitmek için. Kuzey kapısından girdi parka, kemerli kapıya perde gibi gerilmiş kara yoğunluğu ister istemez içine çekti. Yoluna bir mızrak gibi dikilen fenerin gölgesine doğru yürüdü. Mızrağın gövdesine saplandığını duydu. Gönül Abla ortalıkta bahar belirtisine rastlayamadı. Alacalı toprağın yüzeyini kaplayan çamurdan hayat fışkıracağa benzemiyordu. Anımsadığına göre geçen yılın mayısı bile can katamamıştı bu çamurlu alana; bitkin topraktan bir iki yeşil filiz çıkarabilmek için temmuz, zorbalığını kullanmak zorunda kalmıştı. Bu küçücük parkın bir içkiye belki de kendisinden çok ihtiyacı vardı. Ama ne alkol görürdü bu işi ne de yağmur. En iyisi yarın Kırık Kalpli'ye, Küskün'e, Umutsuz'a, Veremlinin Çilekeş Karısı'na, hepsine, hepsine yazmalı, buraya gelip toprağı gözyaşlarıyla sulamalarını istemeli. O zaman ne çiçekler açar kim bilir, ne ayak kokulu çiçekler. "Şu insanlık..." İçinde öyle bir eziklik vardı ki gülüşü dudaklarında eridi. Kendine gülerek bu eriyişe engel olmak istedi. Ama neden kendi kendine gülsündü' İçkievinde bekleyen Shrike'ın alayları yetmiyor muydu' "Oğlum Gönül Abla, sana kaçtır söylüyorum: Okurlarına taş vereceksin diyorum, sen kulak asmıyorsun. Senden ekmek istedikleri zaman ne Kilise'nin yaptığı gibi bisküvi tutuşturacaksın ellerine, ne devletin yaptığı gibi pasta yemelerini söyleyeceksin. İnsanların yalnız ekmekle yaşayamayacağını anlat onlara, ellerine birer taş ver. Her sabah şöyle dua etmelerini öğütle: Tanrım, evimizden günlük taşımızı eksik etme."
1930'ların Amerikası'nda geçen iki trajikomik hikaye. New York'ta günlük bir gazetede çaresiz insanların mektuplarını cevaplamaya, onlara yol göstermeye çalışan Gönül Abla ile küçük bir kasabadan başarı ve zenginlik hayalleri kurarak New York'a doğru yola çıkan genç Lemuel Pitkin'in hikayeleri. "Fırsatlar Ülkesi"nin erdem, zenginlik ve başarı efsanelerine, "Amerikan Rüyası"na Amerikalı bir yazardan acı ve alaycı bir bakış. Tadımlık Gönül Abla işini bitirdiğinde, havanın ılındığını gördü; rüzgâr ısıtılmış gibiydi. Delehanty'nin el altından içki sattığı mahzene gitmeye karar verdi. Parktan geçmesi gerekiyordu oraya gitmek için. Kuzey kapısından girdi parka, kemerli kapıya perde gibi gerilmiş kara yoğunluğu ister istemez içine çekti. Yoluna bir mızrak gibi dikilen fenerin gölgesine doğru yürüdü. Mızrağın gövdesine saplandığını duydu. Gönül Abla ortalıkta bahar belirtisine rastlayamadı. Alacalı toprağın yüzeyini kaplayan çamurdan hayat fışkıracağa benzemiyordu. Anımsadığına göre geçen yılın mayısı bile can katamamıştı bu çamurlu alana; bitkin topraktan bir iki yeşil filiz çıkarabilmek için temmuz, zorbalığını kullanmak zorunda kalmıştı. Bu küçücük parkın bir içkiye belki de kendisinden çok ihtiyacı vardı. Ama ne alkol görürdü bu işi ne de yağmur. En iyisi yarın Kırık Kalpli'ye, Küskün'e, Umutsuz'a, Veremlinin Çilekeş Karısı'na, hepsine, hepsine yazmalı, buraya gelip toprağı gözyaşlarıyla sulamalarını istemeli. O zaman ne çiçekler açar kim bilir, ne ayak kokulu çiçekler. "Şu insanlık..." İçinde öyle bir eziklik vardı ki gülüşü dudaklarında eridi. Kendine gülerek bu eriyişe engel olmak istedi. Ama neden kendi kendine gülsündü' İçkievinde bekleyen Shrike'ın alayları yetmiyor muydu' "Oğlum Gönül Abla, sana kaçtır söylüyorum: Okurlarına taş vereceksin diyorum, sen kulak asmıyorsun. Senden ekmek istedikleri zaman ne Kilise'nin yaptığı gibi bisküvi tutuşturacaksın ellerine, ne devletin yaptığı gibi pasta yemelerini söyleyeceksin. İnsanların yalnız ekmekle yaşayamayacağını anlat onlara, ellerine birer taş ver. Her sabah şöyle dua etmelerini öğütle: Tanrım, evimizden günlük taşımızı eksik etme."
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat