Şairlere Mektuplar

Stok Kodu:
9789944345781
Boyut:
135-195
Sayfa Sayısı:
250
Basım Yeri:
Ankara
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2006
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
2. Hamur
Dili:
Türkçe
%20 indirimli
4.00
3.20
9789944345781
73782
Şairlere Mektuplar
Şairlere Mektuplar
3.20
Yorgun zamanların yaşlı köprülerinden usulca geçer acı. Sezdirmeden sızlatır orada yaşanmış akşamlarda kış için yazılmış aryalar. Avlulardan ürkerek kalkan serçeler göğün alnında kuşkuda ve telaştadırlar. Apansız fırtınalar neyi çağrıştırırsa, sevmenin ve ürkmenin teni hayatın itişlerine karışır. Yüzün; kar yağışlı gecelerde anlatılan hikâyelerin çocuklara çağrıştırdıkları... Orada belki elma şekeri, belki saklambaç, belki sıcak bir kucak, kedilerle oyun, okul çantasındaki kitaplar, küçük eller için sıcak eldivenler, hesapsız dokunmalar, kayıtsız gülüşler, korkusuz sevmeler... Yüzün; yol kuşları için sığınak, metruk evler için gayri resmi tarih, sandalyeler için bir kahve içimi, dudaklar için bir susuşluk yol... Yanıldık mı yoksa Ekmeğin ve Suyun Tanrısı büyük bir fiyakayla bize çalım mı attı' Acının bu katresinde soruya verecek yanıtım yok. Bulacağım ilk yanıta soru soracağımın endişesini taşıyor olmalı Tanrılar. Değilse her şey bu kadar zulüm, her şey bu kadar ölüm ilanı, her şey bu kadar çok reklam, her şey bu kadar çok unutmak olur muydu' Obalardan sökülmüş çadırların geride bıraktığı sarışın boşluk, ancak ve ancak akarsuya verilebilen acılar silsilesi, bağırmaktan sesi kısılmış dağlar, bu bizim böyle eli koynunda uzaklara bakışımızdaki esrarlı boşluk, ayaklarımıza inmiş kara sulardaki inat, arandığımız zamanlardaki gecelerin bitmek bilmeyen siyahlığı, topraktaki yosun, kentte bombalamalarla ölen masum insanlar ve suskun Kâbe... Kalbim halvet, kalbim yalağız, kalbim zelzele, meşum... Büyüdü çorlu sessizlik yarığından çıktı sis Dağların damağına çekildi Kürtler Rum'unu yitirdi tarih Toplatıldı karın aç kuyruk dik şairlerin Cumartesi şakaları Şiddetli hırgür ayarladılar çocuklara Gençler derde yaşlı geniş acıya Kadınlar oturaklı hüzne düştü Bıçak yürüttün gecelerin temrenine, gittiğin her limandan kovulan kaçak bir yolcuydun. Yüzün; adını saklamak zorunda kalan adamların, eylüldeki bulutlara güman etmeyen adları. Çağla yeşili zamanların yorulmuş sessizliği, birazdan seslenecek olan mavi, az sonra vesikalık fotoğraf, parmak izi, başını ey kapıdan geçiyoruz karanlığındaki göz bantları, bir yerlerin kabarık elektrik ve su faturası. Yüzün; uykusuz zamanların 'anlat bakalım' nidalarına karşı, sözcüklerin namlusunda susmanın yüzü. Şiiri ateşle karmanın külünden yaralanmış bilekler. Bileklerdeki izlerin, tarihe nasıl ve hangi yazılı yasalarla geçeceğindeki muamma. İnmiş bayrakların gönderde kalan boşluğu, günlüklerin saklısındaki uysal tümcelere başkaldırmanın öz nefreti.
Yorgun zamanların yaşlı köprülerinden usulca geçer acı. Sezdirmeden sızlatır orada yaşanmış akşamlarda kış için yazılmış aryalar. Avlulardan ürkerek kalkan serçeler göğün alnında kuşkuda ve telaştadırlar. Apansız fırtınalar neyi çağrıştırırsa, sevmenin ve ürkmenin teni hayatın itişlerine karışır. Yüzün; kar yağışlı gecelerde anlatılan hikâyelerin çocuklara çağrıştırdıkları... Orada belki elma şekeri, belki saklambaç, belki sıcak bir kucak, kedilerle oyun, okul çantasındaki kitaplar, küçük eller için sıcak eldivenler, hesapsız dokunmalar, kayıtsız gülüşler, korkusuz sevmeler... Yüzün; yol kuşları için sığınak, metruk evler için gayri resmi tarih, sandalyeler için bir kahve içimi, dudaklar için bir susuşluk yol... Yanıldık mı yoksa Ekmeğin ve Suyun Tanrısı büyük bir fiyakayla bize çalım mı attı' Acının bu katresinde soruya verecek yanıtım yok. Bulacağım ilk yanıta soru soracağımın endişesini taşıyor olmalı Tanrılar. Değilse her şey bu kadar zulüm, her şey bu kadar ölüm ilanı, her şey bu kadar çok reklam, her şey bu kadar çok unutmak olur muydu' Obalardan sökülmüş çadırların geride bıraktığı sarışın boşluk, ancak ve ancak akarsuya verilebilen acılar silsilesi, bağırmaktan sesi kısılmış dağlar, bu bizim böyle eli koynunda uzaklara bakışımızdaki esrarlı boşluk, ayaklarımıza inmiş kara sulardaki inat, arandığımız zamanlardaki gecelerin bitmek bilmeyen siyahlığı, topraktaki yosun, kentte bombalamalarla ölen masum insanlar ve suskun Kâbe... Kalbim halvet, kalbim yalağız, kalbim zelzele, meşum... Büyüdü çorlu sessizlik yarığından çıktı sis Dağların damağına çekildi Kürtler Rum'unu yitirdi tarih Toplatıldı karın aç kuyruk dik şairlerin Cumartesi şakaları Şiddetli hırgür ayarladılar çocuklara Gençler derde yaşlı geniş acıya Kadınlar oturaklı hüzne düştü Bıçak yürüttün gecelerin temrenine, gittiğin her limandan kovulan kaçak bir yolcuydun. Yüzün; adını saklamak zorunda kalan adamların, eylüldeki bulutlara güman etmeyen adları. Çağla yeşili zamanların yorulmuş sessizliği, birazdan seslenecek olan mavi, az sonra vesikalık fotoğraf, parmak izi, başını ey kapıdan geçiyoruz karanlığındaki göz bantları, bir yerlerin kabarık elektrik ve su faturası. Yüzün; uykusuz zamanların 'anlat bakalım' nidalarına karşı, sözcüklerin namlusunda susmanın yüzü. Şiiri ateşle karmanın külünden yaralanmış bilekler. Bileklerdeki izlerin, tarihe nasıl ve hangi yazılı yasalarla geçeceğindeki muamma. İnmiş bayrakların gönderde kalan boşluğu, günlüklerin saklısındaki uysal tümcelere başkaldırmanın öz nefreti.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat