Senli

Stok Kodu:
9789944345798
Boyut:
135-195
Sayfa Sayısı:
180
Basım Yeri:
Ankara
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2006
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
2. Hamur
Dili:
Türkçe
%20 indirimli
4.00
3.20
9789944345798
73781
Senli
Senli
3.20
Sığmıyorum! Sığmak; mekânla barışık olmaktır. Duvarların varlığını kabullenmek, ötesini hayal etmemek, körelip gitmektir. Anlamı unutulmuş bir hazin kalışın hikâyesidir sığmak. Serzenişini bile yitirir; salt sessiz sessiz çarpar yürek. Günün getirdiklerini unuttum. Çok oldu penceremi serçe cıvıltılarıyla açmayalı. İçim, karanlık ve fırtınalı. Kaç zamandır apansız yürek hoplaması içimde. Durduk yerde terimle irkiliyorum korku dolu gözlerimin dalgınlığından. Korkuyorum, hiç nedensiz. Tiksinti dolu titreyişlerle bedenim sarsılıyor. Çoğalıyor kuşkum, yalnızlığım çoğaldıkça. İçime sığmıyorum. Sığmak; alışmaktır. Dehşet bir savruluştur kendi benliğinden. Her şeyiyle eskimesi; ama eskidiğiyle yüzleşememesidir sığmak. Bu kent, tüm varlığıyla bir katil gibi boğazıma doluyor ıslak tenli ve kanlı ellerini; sıkıca kavrıyor boğazımı, nefes alamıyorum. Riya! Nefesim kesiliyor. Sığmıyorum! Sığmak; kilitlenmektir adını nereden aldığını bilmeyen bir çoğulluğa; grup içinde kendini kaybetmektir. Korkmaktır yalnızlaşmaktan. Başkalarının varlığına bağlı kılmaktır öz varlığını. Bu kent, bir devin kazdığı dipsiz bir kuyu. İtaatkâr davranmamı istiyor, sürekli emrediyor kekeme diliyle bana. Çığlığımı yutuyor. Ben bağırdıkça, karanlığa doğru incelerek sesini yitiriyor çığlığım. Seni aradığım sokaklarda, sesimin kanlı parçalarını buluyorum akşamları. Belirlenmiş ilişkiler ve kalıp sözcük dizimleriyle ezberlenmiş kalıp tümcelerin beni belirlemesini kabullenmediğim için, daha çok itaatkâr olmamı istiyor kentin efendileri. Sığmak; soru sormamak, angaje olmak, tartışmamak olduğu sürece, sığmayacağımı biliyorum. Karnımda gri kıpırtılar. Durduk yerde telaşlanıyorum her şeye. Bir kelebek havalanmaya görsün konduğu bir ağacın dalından; kırlangıç sürüleri kanatlanıyor içimde. Bir çıtırtı duysam, kuru dallar gibi kırılarak irkiliyorum düşlerimde. Düşlerim kanıyor düşlerim; çocukların dizlerinin kanaması gibi kanıyor her düştüğümde. Ne zaman gülsem içimde aynalar kırılıyor. Senin, kırık aynalar boyu uzaklarda olduğunu bilmenin ağırlığı oturuyor bütün benliğime. Şiir geç kalıyor yaralarıma ilaç olmaya, sözcükler iyiden iyiye kendi içlerine kapanıyorlar. Dizeler boyu kırılıyor benliğim. Kırılıyorum. Kapatıyorum tüm sözcükleri... Kalabalığın ortasında durup, bildiğimi sandığım, benim olmayan düşüncelerle konuşup insanları kandıracağımı umacağıma, bilmediğim her şeyi kendime soruyorum. Değil mi ki; sığdıkça sıkışır insan. Sıkıştıkça, kendinin olmayan sözcüklerle tanımlamaya girişir kendini. Kendini sığdırmak istediği mekânlarda ne kadar yapay durursa; kendini tanımlamaları da, tümcelerinde o kadar iğreti durur.
Sığmıyorum! Sığmak; mekânla barışık olmaktır. Duvarların varlığını kabullenmek, ötesini hayal etmemek, körelip gitmektir. Anlamı unutulmuş bir hazin kalışın hikâyesidir sığmak. Serzenişini bile yitirir; salt sessiz sessiz çarpar yürek. Günün getirdiklerini unuttum. Çok oldu penceremi serçe cıvıltılarıyla açmayalı. İçim, karanlık ve fırtınalı. Kaç zamandır apansız yürek hoplaması içimde. Durduk yerde terimle irkiliyorum korku dolu gözlerimin dalgınlığından. Korkuyorum, hiç nedensiz. Tiksinti dolu titreyişlerle bedenim sarsılıyor. Çoğalıyor kuşkum, yalnızlığım çoğaldıkça. İçime sığmıyorum. Sığmak; alışmaktır. Dehşet bir savruluştur kendi benliğinden. Her şeyiyle eskimesi; ama eskidiğiyle yüzleşememesidir sığmak. Bu kent, tüm varlığıyla bir katil gibi boğazıma doluyor ıslak tenli ve kanlı ellerini; sıkıca kavrıyor boğazımı, nefes alamıyorum. Riya! Nefesim kesiliyor. Sığmıyorum! Sığmak; kilitlenmektir adını nereden aldığını bilmeyen bir çoğulluğa; grup içinde kendini kaybetmektir. Korkmaktır yalnızlaşmaktan. Başkalarının varlığına bağlı kılmaktır öz varlığını. Bu kent, bir devin kazdığı dipsiz bir kuyu. İtaatkâr davranmamı istiyor, sürekli emrediyor kekeme diliyle bana. Çığlığımı yutuyor. Ben bağırdıkça, karanlığa doğru incelerek sesini yitiriyor çığlığım. Seni aradığım sokaklarda, sesimin kanlı parçalarını buluyorum akşamları. Belirlenmiş ilişkiler ve kalıp sözcük dizimleriyle ezberlenmiş kalıp tümcelerin beni belirlemesini kabullenmediğim için, daha çok itaatkâr olmamı istiyor kentin efendileri. Sığmak; soru sormamak, angaje olmak, tartışmamak olduğu sürece, sığmayacağımı biliyorum. Karnımda gri kıpırtılar. Durduk yerde telaşlanıyorum her şeye. Bir kelebek havalanmaya görsün konduğu bir ağacın dalından; kırlangıç sürüleri kanatlanıyor içimde. Bir çıtırtı duysam, kuru dallar gibi kırılarak irkiliyorum düşlerimde. Düşlerim kanıyor düşlerim; çocukların dizlerinin kanaması gibi kanıyor her düştüğümde. Ne zaman gülsem içimde aynalar kırılıyor. Senin, kırık aynalar boyu uzaklarda olduğunu bilmenin ağırlığı oturuyor bütün benliğime. Şiir geç kalıyor yaralarıma ilaç olmaya, sözcükler iyiden iyiye kendi içlerine kapanıyorlar. Dizeler boyu kırılıyor benliğim. Kırılıyorum. Kapatıyorum tüm sözcükleri... Kalabalığın ortasında durup, bildiğimi sandığım, benim olmayan düşüncelerle konuşup insanları kandıracağımı umacağıma, bilmediğim her şeyi kendime soruyorum. Değil mi ki; sığdıkça sıkışır insan. Sıkıştıkça, kendinin olmayan sözcüklerle tanımlamaya girişir kendini. Kendini sığdırmak istediği mekânlarda ne kadar yapay durursa; kendini tanımlamaları da, tümcelerinde o kadar iğreti durur.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat