Kutsal Metin, Otorite ve Hakikat Bilgi ve İktidar Arasında Dini Düşünce

Stok Kodu:
9786059136013
Boyut:
135-215
Sayfa Sayısı:
405
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2015-02
Kapak Türü:
Karton
Kağıt Türü:
2.Hamur
Dili:
Türkçe
%20 indirimli
13.20
10.56
9786059136013
391319
Kutsal Metin, Otorite ve Hakikat
Kutsal Metin, Otorite ve Hakikat Bilgi ve İktidar Arasında Dini Düşünce
10.56
Söylem analizi ile ilgili olarak ifade etmekte yarar bulunan iki temel kaide söz konusudur. Çünkü bu iki kaide, elinizdeki kitapta kullanılan analitik uygulamaların tabiatını belirleyici niteliktedir. Birinci kaide, belli bir tarihsel, kültürel ve medeniyetsel ortam içerisinde üretilmiş olan söylemlerin birbirlerinden bağımsız ya da birbirlerine "kapalı" olmadıklarıdır. Herhangi bir söylemin diğer bir söyleme karşı uyguladığı "ötekileştirme" ve "yok etme" enstrümanları, bu "öteki söylem"in -değişik yapısal derecelerde- söz konusu söylemin yapısı içerisindeki "mevcudiyet"i anlamına gelmektedir. Tabii ki bu durum, söz konusu öteki söylemin, ilk söylem içerisinde mantuk ve mefhum düzeyinde bütünüyle yok olmadığının varsayılması ile birlikte söz konusudur, çünkü böyle bir "yokluk", sadece söz konusu "yok etme", "ortadan kaldırma" faaliyetinin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi faaliyetinden ibarettir. Buna bir de söz konusu söylemlerin büyük oranda, kendi mantuk ve mefhumlarını ve yapılarını belirleyen ortak problematik hususunda müşterek olduklarını ilave ettiğimizde, öteki söylemlerden bağımsız bir söylemden söz etmenin inceleme konusu olan söylemin sahte ve sanal bir şekilde ele alınmasına sebep olacak bir basitleştirmeden başka bir şey olmadığını anlamış oluruz.

İkinci kaide, bütün söylemlerin, söylem olmaları itibariyle eşit oldukları şeklindedir. Bu durumda herhangi bir söylemin hakikati tek başına kuşattığını, tekelinde bulundurduğunu iddia etmek gibi bir hakkı yoktur, çünkü bunu yaptığı, bu iddiayı seslendirdiği anda, aslında kendisinin "sahte" bir söylem olduğunu belirtmiş olacaktır. Belli bir toplumsal, siyasî ve tarihsel bağlam içerisinde herhangi bir söylem geniş bir yayılma ve hâkimiyet alanı bulabilir ve bu durum onun diğer söylemler üzerinde egemenlik kurmasına, onları merkezin dışına itmesine, ilgi alanlarının ve dikkatlerin dışına çıkarmasına sebep olabilir. Ancak insan toplumların tümünü kuşatan kültür tarihi bize şunu öğretmektedir ki belli bir söylemin sağlamış olduğu bu türden bir hâkimiyet ve üstünlük, siyasî baskılar, toplumsal boyun eğdirme faaliyetleri ve en iyi durumda sahte bir kitlesel bilinç oluşturma gibi eylemler üzerinden gerçekleşmektedir. Bu nedenle söylem analizi yöntemi burada ?mümkün mertebe- bazı söylemleri dinin tam orta yerine yerleştirmeye, onları insanlara "din"in bizzat kendisi olarak sunmaya yönelik geleneksel olarak yerleşmiş ve medya üzerinden propagandası yapılarak sabitleştirilmiş olan birtakım yanlış ve yanıltıcı etiketlere, yaftalara teslim olmaktan titizlikle uzak duracaktır. Buna ilaveten şunu ifade etmek gerekmektedir ki dinin bizzat kendisi, anlamları bağlam üzerinden yani birer söylem şeklinde belirlenip ortaya çıkan birtakım "metinler"in oluşturduğu bir "metinler bütünü"nden başka bir şey değildir. Söylemin (dinî hitabın) kaynak olarak ilahî olması (ilahî kaynaklı olması), onun tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlamı içerisinde bütün problemleri ile birlikte insan dilinde somutlaşan bir ilahî hitap olarak analiz edilebilir olmadığı anlamına gelmemektedir.
Söylem analizi ile ilgili olarak ifade etmekte yarar bulunan iki temel kaide söz konusudur. Çünkü bu iki kaide, elinizdeki kitapta kullanılan analitik uygulamaların tabiatını belirleyici niteliktedir. Birinci kaide, belli bir tarihsel, kültürel ve medeniyetsel ortam içerisinde üretilmiş olan söylemlerin birbirlerinden bağımsız ya da birbirlerine "kapalı" olmadıklarıdır. Herhangi bir söylemin diğer bir söyleme karşı uyguladığı "ötekileştirme" ve "yok etme" enstrümanları, bu "öteki söylem"in -değişik yapısal derecelerde- söz konusu söylemin yapısı içerisindeki "mevcudiyet"i anlamına gelmektedir. Tabii ki bu durum, söz konusu öteki söylemin, ilk söylem içerisinde mantuk ve mefhum düzeyinde bütünüyle yok olmadığının varsayılması ile birlikte söz konusudur, çünkü böyle bir "yokluk", sadece söz konusu "yok etme", "ortadan kaldırma" faaliyetinin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi faaliyetinden ibarettir. Buna bir de söz konusu söylemlerin büyük oranda, kendi mantuk ve mefhumlarını ve yapılarını belirleyen ortak problematik hususunda müşterek olduklarını ilave ettiğimizde, öteki söylemlerden bağımsız bir söylemden söz etmenin inceleme konusu olan söylemin sahte ve sanal bir şekilde ele alınmasına sebep olacak bir basitleştirmeden başka bir şey olmadığını anlamış oluruz.

İkinci kaide, bütün söylemlerin, söylem olmaları itibariyle eşit oldukları şeklindedir. Bu durumda herhangi bir söylemin hakikati tek başına kuşattığını, tekelinde bulundurduğunu iddia etmek gibi bir hakkı yoktur, çünkü bunu yaptığı, bu iddiayı seslendirdiği anda, aslında kendisinin "sahte" bir söylem olduğunu belirtmiş olacaktır. Belli bir toplumsal, siyasî ve tarihsel bağlam içerisinde herhangi bir söylem geniş bir yayılma ve hâkimiyet alanı bulabilir ve bu durum onun diğer söylemler üzerinde egemenlik kurmasına, onları merkezin dışına itmesine, ilgi alanlarının ve dikkatlerin dışına çıkarmasına sebep olabilir. Ancak insan toplumların tümünü kuşatan kültür tarihi bize şunu öğretmektedir ki belli bir söylemin sağlamış olduğu bu türden bir hâkimiyet ve üstünlük, siyasî baskılar, toplumsal boyun eğdirme faaliyetleri ve en iyi durumda sahte bir kitlesel bilinç oluşturma gibi eylemler üzerinden gerçekleşmektedir. Bu nedenle söylem analizi yöntemi burada ?mümkün mertebe- bazı söylemleri dinin tam orta yerine yerleştirmeye, onları insanlara "din"in bizzat kendisi olarak sunmaya yönelik geleneksel olarak yerleşmiş ve medya üzerinden propagandası yapılarak sabitleştirilmiş olan birtakım yanlış ve yanıltıcı etiketlere, yaftalara teslim olmaktan titizlikle uzak duracaktır. Buna ilaveten şunu ifade etmek gerekmektedir ki dinin bizzat kendisi, anlamları bağlam üzerinden yani birer söylem şeklinde belirlenip ortaya çıkan birtakım "metinler"in oluşturduğu bir "metinler bütünü"nden başka bir şey değildir. Söylemin (dinî hitabın) kaynak olarak ilahî olması (ilahî kaynaklı olması), onun tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlamı içerisinde bütün problemleri ile birlikte insan dilinde somutlaşan bir ilahî hitap olarak analiz edilebilir olmadığı anlamına gelmemektedir.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat